15 Mart 2012 Perşembe

Yorumsuz - 4+4+4


Kaynak: İnternet
 
Sizden bu gün bir ricam var.Hepimizin ailesinde mutlaka bir çocuk vardır. Evlat, kardeş, yeğen , torun vs. Aşağıdaki metin sizleri çocuklarımızı ve gerçek anlamda geleceğimizi, ülkemizi çok ilgilendiren bir yasa hakkındaki devletin kurumlarından alınmış , yorum değil gerçek bilgilerdir..
Lütfen, Okuyun ve adres listenizle hiç ayırım yapmadan paylaşın. Bir zincir oluşmasına katkıda bulunun.ÇYDD’nin en demokratik yolu seçerek meclisi, milletvekillerini seçmesi desteklenmesi gereken bir duruştur.
Lütfen, Hangi dünya görüşüne sahip olursanız olun, hangi partiye oy veriyorsanız verin fark etmez..
Bu bilgilerin dağıtılması için sorumluluk almak yurttaşlık görevimiz olmalı.. Liseyi bitiren gençlerimizin bile geleceğe dair hayalinin, hedefinin olamadığı bir ülkede, okula gitme yaşının 5.5-6 olduğu bir ülkede 10 yaşındaki çocuklarımızın başına nelerin geleceği konusunda
lütfen , sorumluluk alalım.
Kocaman bir zincirin halkaları olalım.
 TARİH SİZİ ASLA BAĞIŞLAMAZ 

Türkiye Cumhuriyeti’nin Sayın Milletvekilleri,
Eğitimde “üç dörtlük” yasa önerisini kabul ederseniz
TARİH SİZİ ASLA BAĞIŞLAMAZ!
      1. Türkiye'de 7 ile 14 yaş arasındaki her üç çocuktan biri çalıştırılıyor. Türkiye çocuk işçiliğinin her geçen gün arttığı ülkelerden biri. Devlet İstatistik Enstitüsü'nün araştırmasına göre 6 ile 14 yaş arasındaki toplam 11 milyon çocuğun 3 milyon 842 bini çalışıyor ve bu çocukların yarısından çoğu okuma, yazma bilmiyor.  Çalışan çocukların yüzde 64’ü kazandığı paranın tamamını ya da çoğunu ailesine veriyor. Sizler, birinci 4’ten sonra okula gitme zorunluluğunu ortadan kaldıracak olan bu yasaya onay vererek çocuk işçi sayısının artmasını mı istiyorsunuz?

TARİH SİZİ ASLA BAĞIŞLAMAZ!
      2. Nüfus İdaresi kayıtlarına göre Türkiye’deki resmi evliliklerde gelinlerin yüzde 26’sı 16- 19 yaş aralığındadır. Dini evlilikler de dikkate alındığında bu oranın en az yüzde 30 olduğu sanılmaktadır. Araştırmalar, 8 yıllık kesintisiz eğitimle 16 yaşında evlenme olasılığının yüzde 44, 17 yaşında doğum yapma olasılığının da yüzde 36 azaldığını ortaya koyuyor. Sizler, birinci 4’ten sonra okula gitme zorunluluğunu ortadan kaldıracak olan bu yasaya onay vererek çocuk gelinlerin ve çocuk annelerin sayısının artmasını mı istiyorsunuz?

TARİH SİZİ ASLA BAĞIŞLAMAZ!
       3. Türkiye’de 8 yıllık kesintisiz eğitimle 6-13 yaş grubunda okullaşma oranı, yüzde 99’a ulaştı. Sizler, birinci 4’ten sonra okula gitme zorunluluğunu ortan kaldıracak olan bu yasaya onay vererek çocukların okul dışına itilmesini mi istiyorsunuz?

TARİH SİZİ ASLA BAĞIŞLAMAZ!
     4. 2002’de okul öncesi eğitimde yüzde 11 olan okullaşma oranı, sivil toplum örgütlerinin, bütün halkın desteğiyle yüzde 30’lara çıktı. AB ülkelerinde yüzde 90’larda olan okullaşma oranına ulaşmak, toplumumuzun tümünün isteği iken sizler, okul öncesi eğitimi zorunlu eğitim kapsamına almayan bu yasaya onay mı vermek istiyorsunuz?

TARİH SİZİ ASLA BAĞIŞLAMAZ!
       5. Ülkemizin çocukları, nitelikli bir eğitim almak, iyi bir lisede okuma şansı elde etmek uğruna 14-15 yaşlarında, ailelerinin kıt bütçelerinden nice zorlukla ayırdığı paralarla bütün hafta sonları dershanelere taşınıyor. Sizler, birinci 4’ten sonra farklı okullara gitme fırsatı verileceği gerekçesiyle çocuklarımızın ikinci sınıftan başlayarak dershanelere gitmesini mi istiyorsunuz?

TARİH SİZİ ASLA BAĞIŞLAMAZ!
     6. Erkenden meslek eğitimi vermek yerine, en az 8. sınıf bitinceye kadar, çocuklara temel bilgilerin verilmesinin akademik başarıyı artırdığı görüşü, günümüz bilim insanlarının ileri sürdüğü ve güçlü dayanakları olan bir görüştür. Sizler, birinci 4’ten sonra, 10 yaşında, çocukları bir mesleğe yönelterek sonradan onarılması olanaksız bilinçsiz seçimlere mahkûm mu etmek istiyorsunuz?

TARİH SİZİ ASLA BAĞIŞLAMAZ!
    7. Ülkemizde, kaynaştırma eğitimi ile engelli çocuklarımızın toplumsal yaşama katılması, yeni yeni benimsenmeye başlandı. Sizler, ilk 4’ten sonra okula gitmeyi zorunlu olmaktan çıkararak engelli çocuklarımızı toplum dışına itmek mi istiyorsunuz?

TARİH SİZİ ASLA BAĞIŞLAMAZ!
BİZ YURTTAŞLAR DA SİZİ BAĞIŞLAMAYIZ.
BİZLER, SİZ MİLLETVEKİLLERİMİZDEN:
•  ÇOCUKLARIMIZIN YAŞAMINI, ÜLKEMİZİN GELECEĞİNİ KÖKTEN SARSACAK OLAN BÖYLESİ DEĞİŞİKLER YAPILMADAN ÖNCE BİZ YURTTAŞLARA, BU ALANDA ÇALIŞAN SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNE, BİLİM İNSANLARINA DANIŞMANIZI İSTİYORUZ.
•  EĞİTİM SİSTEMİNDE ÇOCUKLARIMIZIN VE ÜLKEMİZİN GELECEĞİNİ KARARTACAK DEĞİŞİKLİKLER YERİNE ONLARA, HİÇBİR AYIRIM YAPILMADAN EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ VE KALİTELİ BİR EĞİTİM OLANAĞI SAĞLANMASINI İSTİYORUZ.
•  BİZLER, ÇOCUKLARIMIZIN DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENMİŞ, SORGULAYAN, İNSAN SEVGİSİ VE ÇAĞIN GEREKTİRDİĞİ BİLGİYLE DONANMIŞ, EVRENSEL İNSAN HAKLARINA SAYGILI, LAİK VE DEMOKRAT BİREYLER OLARAK YETİŞMESİNİ İSTİYORUZ.
•  BU “ÜÇ DÖRTLÜK”  TASARISININ YASALAŞMASINA ENGEL OLMANIZI İSTİYORUZ.



16 Şubat 2010 Salı

Anket-İlgi alanlarınız-2009

Pedagoji
0 (0%)
Fizyoloji
0 (0%)
Zihinsel gelişim
2 (33%)
Görsel dünya
0 (0%)
Oyun (Eylemsel yaklaşım)
4 (66%)
Sözel (Metinsel ağırlık)
1 (16%)

18 Ocak 2010 Pazartesi

2010 ile geleceğin nesillerine dair

Farklı bağlamlardan benzer bakış açıları

! Şu yazı denemeleri biraz ağır gelebilir. !

Yerel kent yönetimleriyle yozlaşan küresel eğlence kültürünün hızla popülerleştirilip/tüketilmesi üzerine politik yaklaşım:
http://istanbuluma.blogspot.com/
! Eleştirel katılımcı kenttaş rolüne hazırlanın. Yoksa, zaten kolayca dışlanır yada çocuklarınızla birlikte köleleştirilirsiniz!

Paralı eğitim ekonomilerinde kayıp gençlik/nesiller üzerine gerçekçilik :
http://ekonomimi.blogspot.com/
Hemen unutmaya çalışıp, rantın televizyon kanlallarına sarılmayın sakın.
Çünkü bu sözel temas, her zaman bu kadar rahatta size ulaşamayabilir!

En güncel yazılar profilde en üstten size gülümserken,
okurlarımızla hep gurur duyuyoruz, ilginize gönülden teşekürler...

10 Ekim 2009 Cumartesi

Hareket-eylem sözden niye daha inandırıcıdır? ve Dünya çocuklarının eşitliği üzerine..

Video

Bir çocuğun uluslararası bir konferanstaki (alt yazı çevirili) konuşması ve tüm dünya çocuklarına "Eşit yaşama hakkı" için politikacılara çağrısı, kürenin geldiği durumu çok traji-komik bir şekilde özetliyor.
http://www.facebook.com/video/video.php?v=148565837557&re...f=nf

"Hareket sözden daha inandırıcıdır.", insanoğlunun dünyaya yaptıklarından bu okunabiliyor, şu hızlı yaşantımızla geri dönülmesi zor-hatalarla dolu bir yoldayız, o yüzden-politikacılar(doğal kaynakları korumalılar), sermaye (tahtipkar-rantçıl yatırım iştahından etik olarak vazgeçmeli) ve her insan (en azından çöplerini ambajlı-organik diye ayrıştırmayla işe başlayablir *) yani kendi çapımızda kürenin durumunu hiç öyle kolay görmezlikten gelmeye kalkışmayıp, sorumluluk alsak artık... 10.9.2009

* http://groups.google.com.tr/group/copkutum

Sevgili Çocuklar,
grubumuza katılıp, çözümler üretin...

13 Ağustos 2009 Perşembe

Masal Zamanı Dizisi - Özlem Mumcuoğlu

Tanıtım

Masal anne bilmece çuvalını buldu!


Erdem Yayınları, Masal Zamanı Dizisi'nin yedinci kitabı Masal Anne'yi yayınladı.

Soheil Moradpour'un resimleriyle renklenen kitap, bilmeceli bir masal şenliği. Bir çuval masalı olan Masal Anne'nin, Bilmeceler Perisi'nin kaybettiği bir çuval bilmeceyi masalları ile birleştirmesinden doğan kitapta masal masal içinde bilmece masalın içinde…

Uzman Psikolojik Danışman Özlem Mumcuoğlu tarafından çocuk ruh sağlığı ve gelişimi açısından incelenip onaylanan kitapta tam 32 tane, farklı zeka teknikleriyle hazırlanmış bilmeceli masal var.


Masal Anne, Koray Avcı Çakman, Erdem Yayınları, 208 sayfa

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Dünya Ninnileri Projesi

http://www.facebook.com/video/video.php?v=169945790426&ref=mf

Bu video, Rusya Federasyonu Kültür ve Sinemacılık Ajansı tarafından desteklenen Dünya Ninnileri Projesinin bir parçasını oluşturmaktadır. Daha fazla bilgi için http://www.lull.ru/eng/creators.htm sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Türkçe çevirisi : Soner Kayvar

This is a part of a project "LULLABIES OF THE WORLD" Supported by the Federal Agency for Culture and Cinematography of the Russian Federation For more information check :http://www.lull.ru/eng/creators.htm

9 Temmuz 2009 Perşembe

Kadına yönelik şiddete karşı eylem plan

Haber-Radikal
18/06/2009

YURDAGÜL ŞİMŞEK (Arşivi)

ANKARA - Kadın ve çocuklara yönelik şiddet ve istismar olaylarının artması üzerine AKP’nin kadın milletvekilleri harekete geçti. AKP’li Aşkın Asan ile Alev Dedegil, üniversitelerden de destek alarak ‘eylem planı’ hazırlıyor. Eylem planında hem yasal mevzuattaki değişiklikler hem de tüm bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının bu konulardaki görevlerine yer verilecek. Düşünülen öneriler arasında ‘kariyer sıfırlanması’ bile var.

AKP’den TBMM Akdeniz Parlamenter Asamb-lesi (APA) Türk Grubu Başkanı Doç. Aşkın Asan ile TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanı Alev Dedegil, kadın ve çocuklara yönelik bir eylem planı üzerinde çalışıyor. Üniversitelerden de destek alınarak hazırlanan eylem planı için hem dünyadaki hem de Türkiye’deki kadına ve çocuğa yönelik tüm mevzuat taranıyor. Eylem planına mevzuatta görülen eksiklikler gereken değişiklikler bir metin halinde tek tek yazılacak. Çalışma sırasında gündeme bazı ilginç ve radikal öneriler de gündeme geldi.

Dedegil, Radikal’e yaptığı açıklamada, İçişleri Bakanlığı bir genelge yayımlayarak aile içi şiddet konusunda, kendilerine verilen eğitim dışında davranan güvenlik güçleriyle ilgili özlük hakkı kısıtlamasına gidebileceğini söyledi. Araştırmaları sırasında birçok ülkede tacizin, tecavüzün, cinsel istismarın ayrı yasası olduğunu vurgulayan Dedegil, “Taciz, tecavüz, şiddet artık bir forsmajör haline gelmişse ayrı yasa yapma vaktin gelmiştir” dedi. Bu çalışma sırasında ‘kariyer sıfırlaması’ önerisini gündeme getirdiğini kaydeden Dedegil, bunun bir kanun maddesi haline getirilebileceğini ifade etti.


Yaratıcı Drama - Prof.İnci San

SORULARA YANITLARLA

Kaynak:
http://tiyatroda.blogspot.com/2009/07/dramann-niteligi-prof-inci-san.html

Prof.İnci San kaleminden, Şebnem Telci düzenlemeleriyle asıl metinden ilgili parçalar:

- Kurgusal dünya meselesine gelince, kurgusal dünya sadece drama için değil, bütün sanatlar için geçerli. Tabi felsefe konularına da ilgi duymak şart; felsefeyle de ilgilenmemiz gerekiyor. Kurgusal dünya gerçeklikten kopmuşluk olarak ta algılanıyor. Ama aslında bütün sanatların yapmış olduğu da bu. İmgesel olarak belki var olmamış bir şeyi kurmak ya da gerçeklikten çıkararak o gerçeklikleri değiştirmek, yorumlamak... Bu nedenle kurgusal dünya sadece dramaya özgü bir şey değil; ama dramanın içinde olan bir şey. Belki bir resim ya da heykel sanatında daha fazla var. Biz sadece sanat olsun diye yapmıyoruz dramayı. Toplumsallaşma ya da empati gibi başka boyutlarını da ele alıyoruz. Bir tiyatrocunun seyirciyle empati kurma gibi bir derdi yok. Tam tersine kurmamaya da çalışabilir, beraberinde yabancılaştırmayı da getirebilir. Ama dramada belirlenmiş bir takım amaçlar var ve diğer sanatlardan bu yönüyle ayrılıyor. Drama sanatından söz edersek ister istemez tiyatroya varırız. Drama bir sürprizler bütünüdür ve ayrıca bir yöntemdir.

- Hangi derste hangi konular dramayla işlenir, bu konuları araştırmak ve bu doğrultuda müfredat oluşturmak gerekmektedir. Meselâ; öğrenciler dert yanmakta, işte biz şu konuyu, şu dersi anlamıyoruz. Öğretmenler anlatıp anlatıp gidiyorlar, diyorlar. Çünkü sistem eski ve basmakalıp bir sistem. Dünya ne yönde ilerliyor, ne yöne gidiyor, hangi yenilikte gelişiyorsa o sistemi takip etmemiz, çağa ayak uydurmamız gerekmektedir. Drama öğretmeni tanımı yapılsın ve kadro çıksın ki eksen dersler olan matematik, fen, Türkçe gibi dersler karşısında drama ve hatta hep aşağılanan resim, müzik gibi dersler de yerini alsın. Bakanlık nezrinde bunun savaşımı veriliyor zaten.

- Drama eğitimi yurt dışında yaygın bir eğitim. Örneğin; Almanya'daki ilk öğretim kurumlarında drama dersleri içinde var. Ayrıca bir ders olarak değil. Çarşambadan öğleye kadar okul bitiyor, öğleden sonra plastik sanatlar, müzik, tiyatro-drama okullarına gidiyorlar. Bunun dışında drama cemaatler ya da demokratik kitle örgütleri içinde kullanılıyor. Ama drama adıyla verilmekte olan dersleri yok. Her ülke kendine has bir ad altında veriyor bu eğitim hizmetini. Öğretmenlere de bir takım kurslar vererek yöntem olarak kullanmaları sağlanıyor. Tabi bu işlerin beşiği İngiltere.

- Dramayı halka nasıl anlatacağız? Bu çok derin konu; ama sonuçta hepsi bir sistem meselesi. Daha geçen gün tartışıldı bu konular Ulusal Eğitim Derneği'nde. Ulusalcı, bağımsız ve aydınlanmaktan yana bir eğitim sistemini bir politika olarak savunan bir dernek. Ben de bu derneğin kurucu üyelerinden biriyim. Cumhuriyetten 50'lere kadar Halkevleri bu konuda son derece doyurucu bir işlev görüyordu. Halk için gerçekleştirilmiş ve yaratıcı dramayı yaygınlaştırma örgütlenmiş bir sistemdi.

- Yaratıcı Dramayı yaygınlaştırılma başlangıçta bize zor gibi geldi ama şimdi yaratıcı drama kavramını genç kuşak mezun öğretmenler bunu görev yaptıkları yerlerde uyguluyorlar. Tabii bu sevindirici.

- Dramayı öğretmek için değil, çocukların ne olduğunu anlaması ve kendini gösterebilmesi için bir yöntem olarak kullanmak lâzım. Kendini tanıma, arkadaşını tanıma ve sosyalleşme olgularını da çocuğa kazandıracak bir yöntem olarak kullanılmalı drama. Her derste yaratıcı dramayı uygulayamazsınız, bu konuyu abartmanın bir anlamı yok!...


17 Haziran 2009 Çarşamba

18 yaş altına cinsel istismarda yasalar cezalandırır, bunu iptal edemezsiniz.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

E. 2009/23
Kr.
2009/56

- Onsekiz yaşından küçük mağdureye cinsel istismarda bulunmak suçundan sanık hakkında açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

- 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinin (6) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 7.5.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.


Yorum

Böyle bir suça bakan Mahkemeler yasaları "bulanık ifade sınırlarıyla (!)" hatalı görüyor ve Anayasa Mahkemesine iptal için başvuruyor, Anayasa Mahkemesi ise yine iptal istemini red ediyor.

"Ruh ve beden sağlığı" bozulduğu zaman (zaten gerçekten bozulur ? bu böyle sorgulanmalı mı?) bunun suçu ciddi olmalıdır değil mi !

Haliyle olayın sonuçlarının tespit edilemezliği de ne bir bahane, ne de savunulacak bir şeye dönüştürülmemeli böyle, bulanık bırakarak aslında!


5 Haziran 2009 CUMA

Resmî Gazete

Sayı : 27249

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı : 2009/23

Karar Sayısı : 2009/56

Karar Günü : 7.5.2009

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:

Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU:

26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinin (6) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

Onsekiz yaşından küçük mağdureye cinsel istismarda bulunmak suçundan sanık hakkında açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

II- İTİRAZIN GEREKÇESİ

Başvuru kararının gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“… Türk Ceza Kanununun 103 ncü maddesinde eylemin niteliği ne olursa olsun bu eylemin sonucunda mağdurenin beden veya ruh sağlığının bozulması halinde sanık her halükarda 15 yıldan az olmamak üzere cezalandırılacaktır. Bu duruma göre eylemlerin nevi ve niteliği ile müeyyide arasında bir denge mevcut değildir, oysa ceza adaleti açısından işlendiği iddia edilen fiilin nevi ve niteliği göz önüne alınarak cezanın da aynı oranda tayin ve tespiti gerekir, burada ise adalet ve eşitlik ilkesine bir aykırılık mevcuttur.

Bu nedenlerle dosyanın onaylı bir suretinin çıkarılmasına ve dava dosyasının Yüksek Anayasa Mahkemesi Başkanlığına sunulmasına,

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 103/6 maddesinin Anayasa'nın 10 ncu maddesine aykırı olduğundan bahisle iptali için Anayasa'nın 152 nci maddesi uyarınca DAVANIN GERİ BIRAKILMASINA,

2. Bu nedenle duruşmanın 18.06.2009 günü saat 09.15'e bırakılmasına oybirliği ile karar verildi. 19.02.2009”

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun itiraz konusu (6) numaralı fıkrayı da içeren “Çocukların cinsel istismarı” başlıklı 103. maddesi şöyledir:“(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,

Anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/12 md.) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması halinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.

(7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.”

B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları

Başvuru kararında, Anayasa’nın 10. maddesine dayanılmış, 2. maddesi ise ilgili görülmüştür.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 7.5.2009 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında, itiraz konusu kuralda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması sonucunu doğuran eylemlerin nevi ve niteliği dikkate alınmadan sanıklara her halükarda aynı cezanın verilmesinin eşitlik ve adalet ilkelerine aykırı olduğu belirtilerek, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi yasaların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmak zorunda değildir. İstemle bağlı kalmak koşuluyla başka gerekçe ile de Anayasa’ya aykırılık incelemesi yapabileceğinden, iptali istenen kuralla ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de inceleme yapılmıştır.

İtiraz konusu kuralı da içeren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinde, çocuklara yönelik cinsel istismar suçu düzenlenmiştir. Yasa’da erişkin kişilere karşı işlenen eylemler yönünden “cinsel saldırı” terimi, çocuklara yönelik cinsel içerikli eylemler için ise “cinsel istismar” ifadesi kullanılmıştır. Söz konusu suç, Türk Ceza Kanunu’nun “İkinci Kitap”ının “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı İkinci Kısım’ının “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar” başlığı altındaki “Altıncı Bölüm”ünde düzenlenmiştir. Bu suçla korunan hukuksal yarar, kişinin cinsel özgürlük ve dokunulmazlığıdır. Maddenin (1) numaralı fıkrasında, suçun temel şeklinin yaptırımı belirlenmiş ve cinsel istismar kavramının tanımı yapılmıştır. Maddede cinsel istismar olarak kabul edilen “cinsel davranışların” neler olduğu belirtilmemiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, cinsel davranış, kişinin vücudu üzerinde gerçekleştirilen, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik, ancak cinsel ilişki boyutuna varmayan davranışlardır. 103. maddenin (2) numaralı fıkrasında, bu suçun işleniş tarzı itibarıyla nitelikli hâli tanımlanmıştır. Buna göre, cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir. İtiraz konusu (6) numaralı fıkrada ise söz konusu suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli düzenlenmiştir. Buna göre, cinsel istismar suçunun işlenmesi sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığı bozulmuş ise faile 15 ilâ 20 yıl arasında bir hapis cezası verilecektir. Ancak, bu durumda, netice sebebiyle ağırlaşmış suçlar dolayısıyla sorumluluk için aranan koşulların gerçekleşmesi şarttır. Türk Ceza Kanunu’nun itiraz konusu 103. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, aynı maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarında belirtilen eylemler sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması durumunda failin onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezası ile cezalandırılacağı hükmüne yer verilmiştir. Anılan fıkradaki hapis cezasının üst sınırı, Türk Ceza Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca yirmi yıl olduğundan, fıkrada öngörülen ceza 15 ilâ 20 yıl arasında hapis cezasıdır. Bir başka ifadeyle, cinsel istismar suçunun gerek basit (m. 103/1) gerekse nitelikli (m. 103/2) halinin işlenmesi sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması durumunda, Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinin (6) numaralı fıkrası uyarınca faile 15 ilâ 20 yıl arasında hapis cezası verilmesi gerekecektir. Söz konusu düzenlemeden, yasakoyucunun cinsel istismar eylemi nedeniyle mağdurun beden veya ruh sağlığında ortaya çıkan bozulmayı dikkate aldığı, bunu meydana getiren hareketin basit ya da nitelikli olması arasında bir ayırım yapmadığı anlaşılmaktadır.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir. Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine göre belirlenir. Yasakoyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği konularında takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisini kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunması, öngörülen cezanın cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması, insanlık haysiyetine aykırı ve zalimane olmaması gibi hususları da dikkate almak zorundadır.Sadece failin hareketini esas alarak ve hareket için öngörülen ceza miktarlarını kıyaslayarak suç ve ceza arasında adil denge bulunup bulunmadığı konusunda bir karar vermek sorunu tek yönlü ya da eksik olarak ele almak anlamına gelir. Suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında herhangi bir suç için konulmuş ceza ile yapılacak bir kıyaslamanın değil, o suçun toplum yaşamında yarattığı etkinin de dikkate alınması gerekir. Cezanın belirlenmesinde suçtan zarar görenin kişiliği ve ona verilen zararın azlığı veya çokluğu da etkilidir. Yasakoyucu, değişik eylemler için değişik cezalar yanında, daha hafif bir eylem için daha ağır bir cezayı da uygun görebilir. Nitekim, yasakoyucunun cinsel istismar suçu sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığında meydana gelebilecek neticeyi dikkate alarak tercihini bu yönde kullandığı ve buna göre bir cezalandırma sistemini benimsediği anlaşılmaktadır. Yasakoyucunun cinsel istismar suçunda korunan hukuksal menfaatin öncelikle mağdurun cinsel özgürlüğü ve doğal olarak cinsel istismar sonucunda etkilenecek olan fiziksel ve ruhsal bütünlüğü olduğunu kabul ederek bu suça “Kişilere karşı suçlar” bölümünde yer verdiği görülmektedir. Cinsel istismar suçu sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulmasının suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hali olduğu ve netice sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise failin gerçekleşen ağır neticeden sorumlu olabilmesi için Türk Ceza Kanunu’nun 23. maddesi uyarınca en az taksirle hareket etmesinin yeterli olduğu dikkate alındığında, “en az taksir düzeyi”nde kabul edilebilen bir hareketin hafif veya ağır olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Yasakoyucunun takdir yetkisine dayanarak ve mağdurda meydana gelen neticeyi dikkate alarak yaptığı itiraz konusu düzenlemenin hukuk devleti ilkesine aykırı bir yönü yoktur.Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Yukarıda belirtilen gerekçe karşısında kuralın Anayasa’nın 10. maddesi yönünden ayrıca incelenmesine gerek duyulmamıştır. Anayasa’nın 10. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeye Fulya KANTARCIOĞLU ve Ahmet AKYALÇIN ek gerekçeyle katılmışlardır.

VI- SONUÇ

26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinin (6) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 7.5.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Sacit ADALI




Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

Üye

Mehmet ERTEN




Üye

A. Necmi ÖZLER

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Şevket APALAK




Üye

Serruh KALELİ

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ





EK GEREKÇE

Başvuran Mahkeme itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine de aykırı olduğunu ileri sürmesine karşın karar gerekçesinde bu yönden inceleme yapılmasına gerek görülmeyerek, Anayasa ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla ceza düzenlemeleri yapmanın yasa koyucunun takdir yetkisi içinde bulunduğu vurgulanmaktadır.

Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesiyle herkese hiçbir ayırım gözetilmeksizin yasalar önünde eşit davranılması güvence altına alınmakta, böylece bireylerin yasalardan eşit yararlanma konusundaki temel haklarına da işaret edilmektedir. Eşitliğin hukuk devletinin de önde gelen temel ilkelerinden biri olduğunda duraksama bulunmamaktadır.Yasa koyucunun ceza hukuku alanında düzenleme yaparken sahip olduğu takdir yetkisi, sınırsız olmayıp Anayasa ve hukukun genel ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Başvuran mahkeme tarafından yasa koyucunun düzenleme yapma konusundaki takdirini eşitlik ilkesine aykırı olarak kullandığı ileri sürülerek, yalnız Anayasa’nın değil, evrensel hukukun da temel ilkelerinden biri olan eşitlik ilkesine aykırılıktan kaynaklanan bir temel hak ihlâlinden söz edilmektedir.Ceza hukuku alanında, suç sayılan eylemlerin belirlenmesi ve korunan hukuki yarar, suçu işleyenler ile suçun nitelikleri gözetilerek bunlara verilecek cezanın türü ve miktarının saptanması yasa koyucunun sahip olduğu takdir yetkisi içinde ise de bu durum, özellikle eşitlik ilkesine aykırılık gibi temel hak ihlâli savları karşısında Anayasal denetim yapılmasına engel oluşturmaz. Esasen Anayasa yargısının amacı ve işlevi de bu denetimi zorunlu kılmaktadır.Bu nedenle konunun, başvuran Mahkeme’nin ileri sürdüğü eşitlik ilkesi yönünden de incelenerek itiraz konusu kuralın hangi gerekçe ile bu ilkeye aykırı olmadığının belirtilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun karardaki redde ilişkin görüşüne katılıyoruz.

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

Kanuni temsilcisinin bilgi ve rızası dışında evi terk eden çocuğu yanında tutma suçu yokedilemez.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
E. 2007/85
Kr. 2009/42

- Kanuni temsilcisinin bilgi ve rızası dışında evi terk eden çocuğu yanında tutma suçundan açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu savını ciddi bulan mahkeme iptali için başvurmuştur.

- İptal red edilmiştir.


5 Haziran 2009 CUMA

Resmî Gazete

Sayı : 27249

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:

Esas Sayısı : 2007/85

Karar Sayısı : 2009/42

Karar Günü : 5.3.2009

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:

Şarköy Sulh Ceza Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU:

26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 234. maddesinin, 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 10. maddesiyle eklenen (3) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10., 12., 17., 19., 20., 23., 42. ve 49. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

Kanuni temsilcisinin bilgi ve rızası dışında evi terk eden çocuğu yanında tutma suçundan açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu savını ciddi bulan mahkeme iptali için başvurmuştur.

II- İTİRAZIN GEREKÇESİ

Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:“06.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Yasa’nın 10. maddesi ile 5237 sayılı TCK.nun 234. maddesine 3. bendin eklenmesi ile 18 yaşından küçük olan çocuğun rızası ile ailesini veya yetkili makamları haberdar etmeksizin yanında tutmak suç haline getirilmiştir. Bu suç şikayete tabi olarak düzenlenmiştir.

5237 sayılı TCK.na 5560 sayılı Yasa ile eklenen 234/3 maddesi T.C. Anayasasının 2. maddesine aykırıdır. Şöyle ki;

Türk Medeni Kanunu’na göre fiil ehliyeti kişinin kendi iradi davranışları ile bir netice meydana getirebilmesini ifade eder. Yani kişinin hak sahibi olması, borç altına girmesi bu şekilde olabilir. Türk Medeni Kanunu’nun fiil ehliyetini düzenleyen 14 ve 16. maddeleri emredici niteliktedir. Buna göre; tam fiil ehliyeti için, mümeyyiz olmak, reşit olmak, mahcur olmamak gerekir.

Buna göre temyiz kudreti makul surette hareket edebilme kabiliyetidir. Temyiz kudretinin varlığı karine olarak kabul edilir. 5560 sayılı Yasa ile değişik TCK’nun 234/3 maddesi açısından bir kişinin rızası ile gidebileceği yerin ayırt edebildiği, yaş sınırının ne olduğu tartışılmalıdır. 18 yaşından küçük olan her çocuğun kendi iradesi ile ve rızası ile gideceği yeri seçme yetisinin olmadığını söylemek biyolojik, zihinsel ve hukuki kıstaslarla bağdaşmamaktadır. Genel olarak 15 yaşını doldurmuş kişinin temyiz kudretinin olduğu şeklindeki genel kanıyı dahi alsak en azından esas alınan yaş sınırının 18 yaşından küçük olanları değil de 15 yaşından küçük olanları kapsaması gerekecektir. Bu durumun dikkate alınmaması ise Anayasamızın 2. maddesinde bahsi geçen “İnsan haklarına saygılı, sosyal bir hukuk Devleti” ifadesine aykırı olduğu açıktır. İnsan Hakları kavramı, ırk, dil, din, ayrımı yapmaksızın tüm insanların yararlanabileceği hakları ifade eder. Ayırt etme gücüne sahip olan ancak 18 yaşından küçük olan bir kişinin TCK. 234/3 maddesi sebebi rızası ile de olsa ailesinin yanından ayrılarak başka birinin yanına gitmesi ve bu kişinin yetkili makamlara haber vermek ve kanuni temsilcisinden izin almak veya haber vermek zorunda bırakılması İnsan Haklarına saygılı Hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

18 yaşından küçüklerin Medeni Kanunda çeşitli şekillerde kanuni temsilcinin iznine tabi kılınan bağış, kefalet ve vakıf kurmak (T.M.K madde 449) gibi önemli işler niteliğinde olmayan alelade bir yere gitmesini “yetkili makamları haberdar etmek” veya “kanuni temsilcisinin rızasını” almak şartlarına bağlanması Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine de aykırıdır, zira temyiz kudretine sahip olan ancak 18 yaşından büyük olan bir kişi ile yine temyiz kudretine sahip ancak 18 yaşından küçük olan bir kişi arasında eşitsizlik yaratılmaktadır.

5237 sayılı TCK.nun 5560 sayılı Kanun ile eklenen 234/3 maddesi Anayasa’nın 12., 17., 19., 20. ve 23. maddelerine aykırıdır şöyle ki;

Anayasamızın 12. maddesi “herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir” 17. maddesinde ise “herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” 19. maddesinde ise “herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir” demektedir.

Ancak, TCK.nun 234/3 maddesi 18 yaşından küçük kimselerin evinden ayrılırken kanuni temsilcisinin rızasını almak zorunda olması ve rızası olsa dahi evi terk edememesi fiili kişi hak ve hürriyetlere aykırıdır. Kişinin yetkili makamlara haberdar veya kanuni temsilcinin iznine tabi kılınarak evden ayrılması Anayasamızın 17. maddesinde belirtilen “maddi ve manevi varlığını geliştirme” imkanını yerine getirmesine engeldir, kişi hürriyetlerine de aykırıdır. Zira, bu madde ile kişi özgürlüğü ve temel hak ve hürriyetleri Anayasamızın belirtilen maddelerine aykırı bir şekilde kısıtlamaktadır. Yine kişinin evden ayrılırken yetkili makamları ve ailesini haberdar edilmek zorunda bırakılması Anayasamızın 20. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğine ilişkin Anayasa hükmüne de aykırıdır. Yine Anayasamızın 23. maddesinde yerleşme ve seyahat hürriyeti düzenlenmiştir. Oysa ki; TCK.nun 234/3 maddesi 18 yaşından küçük olan ancak temyiz kudretine sahip olan bir kişinin seyahat edebilmesini yetkili makamı veya aileyi haberdar etme şartına tabi tutulması Anayasa’nın bu hükmüne de aykırıdır.

Anayasamızın 42. maddesinde kimse eğitim ve öğretim hakkından yoksun bırakılamaz dedikten sonra 42/5 fıkrası ile ilköğretim kız ve erkek bütün vatandaş için zorunludur ve Devlet okulları parasızdır düzenlemesi getirilmiştir. Oysa ki; TCK.nun 234/3 maddesinde kişinin hangi saikle olduğunun tespiti yapılmadan evi terk etmesinin kanuni temsilcisinin rızasına veya onu haberdar etmek şartına veya yetkili makamların haberdar edilmesi şartına bağlanması kişinin Anayasal hakkı olan eğitim ve öğrenim hakkını dahi kısıtlayabilecek niteliktedir. Bu durumda 18 yaşından küçük olan ancak temyiz kudretine sahip olan bir kişi ailesine ve yetkili makamları haberdar etmeksizin bir eğitim faaliyetine katılması halinde eğitim kurumu yetkilileri hakkında soruşturma ihtimali vardır. Bu nedenle bu düzenleme Anayasamızın 42. maddesinde düzenlenen eğitim ve öğrenim hakkını kısıtlayabilecek niteliktedir.

Yine Anayasa’nın 49. maddesinde “çalışma herkesin hakkı ve ödevidir” ancak Anayasa’nın bu hükmü TCK.nun 234/3 maddesi ile adeta kişinin çalışması kanuni temsilcisinin veya yetkili makamların onayına muhtaç hale getirilerek ihlal edilmektedir. İş kanunları çerçevesinde çalışma hakkı olan 15-18 yaş grubu içerisinde olan bir kişinin çalışma mevzuatı açısından bir izne tabi olmadan çalıştığı halde TCK.nun 234/3 maddesinde evden ayrılmasının izin şartına tabi tutulması çalışma hürriyetini de kısıtlar mahiyette görülmüştür.

SONUÇ

5560 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile eklenen 5237 sayılı TCK.nun 234/3. maddesinin T.C. Anayasasının 2., 10., 12., 17., 19., 20., 23., 42. ve 49. maddelerine aykırı olduğu kanaatine varılarak 5560 sayılı Yasa ile eklenen 5237 sayılı TCK.nun 234/3 maddesinin İPTALİ saygı ile arz ve talep olunur.”

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 10. maddesiyle eklenen (3) numaralı fıkrasının da yer aldığı 234. maddesi şöyledir:

“(1) Velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması halinde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Fiil cebir veya tehdit kullanılarak işlenmiş ya da çocuk henüz oniki yaşını bitirmemiş ise ceza bir katı oranında artırılır.

(3) Kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişi, şikâyet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları

Başvuru kararında, Anayasa’nın 2., 10., 12., 17., 19., 20., 23., 42. ve 49. maddelerine dayanılmış, 41. maddesi ilgili görülmüştür.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımlarıyla 30.7.2007 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında itiraz konusu kuralla, 18 yaşından küçük her çocuğun bilimsel ve hukuksal gerçeklere aykırı biçimde gideceği yeri seçme iradesinin olmadığı kabul edilerek tutulan kişi açısından 15 yerine 18 yaş ölçütünün alınmasının, 18 yaşından büyükler ile küçükler arasında farklı uygulamalara neden olunmasının, kişi hak ve hürriyetlerinin gözetilmemesinin, kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesinin, eğitim ve öğretim hakkının, özel hayatın ve seyahat özgürlüğünün kısıtlanmasının, iş mevzuatına göre 15 ila 18 yaş grubundakiler çalışabildikleri halde bunların çalışma hakkının kanuni temsilcilerinin iznine tabi kılınmasının Anayasa’nın 2., 10., 12., 17., 19., 20., 23., 42. ve 49. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi yasaların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğü’nün Anayasa’ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmak zorunda değildir. İstemle bağlı kalmak koşuluyla başka gerekçe ile de Anayasa’ya aykırılık incelemesi yapabileceğinden, iptali istenen kuralla ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 41. maddesi yönünden de inceleme yapılmıştır.

5237 sayılı TCK’nın 234. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutma, şikâyete bağlı suç olarak kabul edilmiş ve ceza yaptırımına bağlanmıştır.

İtiraz konusu kuralın gerekçesinde, 22/11/2001 ta­rih­li ve 4721 sa­yı­lı Türk Me­de­ni Ka­nu­nu­nun 339 un­cu mad­de­si­nin dör­dün­cü fık­ra­sı­na gö­re, ‘Ço­cuk, ana ve ba­ba­sı­nın rı­za­sı dı­şın­da evi terk ede­mez ve ya­sal se­bep ol­mak­sı­zın on­lar­dan alı­na­maz.’ Bu hü­küm­le, ya­şı ne olur­sa ol­sun, ço­cu­ğa ana ve ba­ba­sı­nın bil­gi­si ve­ya rı­za­sı dı­şın­da evi terk et­me­me hu­su­sun­da bir yü­küm­lü­lük yük­len­miş­tir. Bu hük­mü, ana ve ba­ba­sı­nın bil­gi­si ve rı­za­sı dı­şın­da evi terk eden ço­cu­ğu ya­nın­da bu­lun­du­ran ki­şi­ye ço­cu­ğun ana ve ba­ba­sı­nı ve­ya yet­ki­li ma­kam­la­rı du­rum­dan ha­ber­dar et­mek yö­nün­de bir yü­küm­lü­lük yük­le­mek su­re­tiy­le ta­mam­la­mak ge­re­kir. Ço­cu­ğun evi terk et­me­si­nin ana ve ba­ba­da bü­yük bir te­dir­gin­lik oluş­tur­du­ğu her­kes ta­ra­fın­dan bi­li­nen bir ger­çek­tir. Be­lir­ti­len ge­rek­çe­ler­le, Türk Ce­za Ka­nu­nu­nun, ‘Ço­cu­ğun ka­çı­rıl­ma­sı ve alı­ko­nul­ma­sı’ baş­lık­lı 234 ün­cü mad­de­si­ne, ka­nu­ni tem­sil­ci­si­nin bil­gi­si ve­ya rı­za­sı dı­şın­da evi terk eden ço­cu­ğu rı­za­sıy­la da ol­sa ya­nın­da tu­tan ki­şi­ye ço­cu­ğun ai­le­si­ni ve­ya yet­ki­li ma­kam­la­rı du­rum­dan ha­ber­dar et­mek yö­nün­de bir yü­küm­lü­lük yük­le­yen ve bu yü­küm­lü­lü­ğe ay­kı­rı dav­ra­nı­şı suç ola­rak ta­nım­la­yan bir fık­ra ek­len­miş­tir” denilmiştir.

Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. Anayasa’nın 17. maddesinde “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”; 41. maddesinde ise “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.” denilmektedir.

Hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenlerin belirlenmesi gibi konularda yasakoyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır.

Anayasa’nın 17. maddesiyle tanınan herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, 41. maddesi ile de Devletin, ailenin huzur ve refahı ile özellikle çocukların korunması için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü gözetildiğinde, itiraz konusu kuralla, evi terk eden çocuğun ana ve ba­ba­sı­nı ve­ya yetki­li ma­kam­la­rı du­rumdan ha­ber­dar et­me yü­küm­lü­lüğünü yerine getirmeyen kişiye yaptırım öngörülmesinde, Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 17. ve 41. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Yukarıda belirtilen gerekçe karşısında kuralın Anayasa’nın 10. maddesi yönünden ayrıca incelenmesine gerek duyulmamıştır.

Anayasa’nın 10. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeye Fulya KANTARCIOĞLU ve Ahmet AKYALÇIN ek gerekçeyle katılmışlardır.

Kuralın Anayasa’nın 12., 19., 20., 23., 42. ve 49. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

VI- SONUÇ

26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 234. maddesinin, 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 10. maddesiyle eklenen (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 5.3.2009 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Sacit ADALI




Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

Üye

Mehmet ERTEN




Üye

A. Necmi ÖZLER

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Şevket APALAK




Üye

Serruh KALELİ

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ





EK GEREKÇE

Başvuran Mahkeme itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine de aykırı olduğunu ileri sürmesine karşın karar gerekçesinde bu yönden inceleme yapılmasına gerek görülmeyerek, Anayasa ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla ceza düzenlemeleri yapmanın yasa koyucunun takdir yetkisi içinde bulunduğu vurgulanmaktadır.

Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesiyle herkese hiçbir ayırım gözetilmeksizin yasalar önünde eşit davranılması güvence altına alınmakta, böylece bireylerin yasalardan eşit yararlanma konusundaki temel haklarına da işaret edilmektedir. Eşitliğin hukuk devletinin de önde gelen temel ilkelerinden biri olduğunda duraksama bulunmamaktadır.Yasa koyucunun ceza hukuku alanında düzenleme yaparken sahip olduğu takdir yetkisi, sınırsız olmayıp Anayasa ve hukukun genel ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Başvuran mahkeme tarafından yasa koyucunun düzenleme yapma konusundaki takdirini eşitlik ilkesine aykırı olarak kullandığı ileri sürülerek, yalnız Anayasa’nın değil, evrensel hukukun da temel ilkelerinden biri olan eşitlik ilkesine aykırılıktan kaynaklanan bir temel hak ihlâlinden söz edilmektedir.Ceza hukuku alanında, suç sayılan eylemlerin belirlenmesi ve korunan hukuki yarar, suçu işleyenler ile suçun nitelikleri gözetilerek bunlara verilecek cezanın türü ve miktarının saptanması yasa koyucunun sahip olduğu takdir yetkisi içinde ise de bu durum, özellikle eşitlik ilkesine aykırılık gibi temel hak ihlâli savları karşısında Anayasal denetim yapılmasına engel oluşturmaz. Esasen Anayasa yargısının amacı ve işlevi de bu denetimi zorunlu kılmaktadır.Bu nedenle konunun, başvuran Mahkeme’nin ileri sürdüğü eşitlik ilkesi yönünden de incelenerek itiraz konusu kuralın hangi gerekçe ile bu ilkeye aykırı olmadığının belirtilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun karardaki redde ilişkin görüşüne katılıyoruz.

Üye

Fulya KANTARCIOĞLU

Üye

Ahmet AKYALÇIN

Popüler Yayınlar

DALGIÇ Metafor Fantastik Hayalgücü İmgelem Rüya Çağrışım Hafıza Cumhur KOCALAR İSTANBUL TURKEY